UÇMAK “HEZARFEN AHMED ÇELEBİ”

27.11.2019 Çarşamba akşamı İstanbul Devlet Tiyatrosu Mecidiyeköy Büyük Sahne’ de izlediğim UÇMAK “HEZARFEN AHMED ÇELEBİ” oyunu ile ilgili izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. İnsan hayatında bazı anlar vardır, öylesine tesirleri olur ki bu anların aklınıza ilk gelen, bu yaşadığımı anlatabildiğim kadar çok anlatmalıyım, düşüncesi olur. İşte izlediğim bu oyun ben de böyle bir etki bıraktı ve eve gelir gelmez bilgisayarın başına oturup yazmaya başladım.

Evliya çelebi hikayelerinden tanıdığımızi bildiğimiz Hezarfen Ahmed Çelebi nin hikayesini, günümüze muazzam bir oyun olarak yazan Ömer F. Oyal ‘ a sonsuz teşekkür başlamak gerek oyun hakkında bir şeyler yazmaya. Oyunun rejisörlüğünü ise Hakan Çimerser yapıyor.

Daha salona girer girmez sizi karşılayacak olan muhteşem dekor, oyun henüz başlamadan sizi oyunu izlemeye başlatacaktır. Sahnenin orta kısmında  Galata kulesi ve kulenin etrafında zeminde dönen bir platform bulunuyor. Sahnenin solunda Hezarfen Ahmed Çelebi’nin çalışma odası sağ tarafında ise mahallenin çarşısı yer alıyor. Oyunun ilk dakikalarında, kulenin etrafından sahneye çıkıp tüm dekoru kullanan şenlik ekibi sizi bulunduğunuz zamandan alıp sizi 500 sene öncesine götürüveriyor. Dekoru tamamlayan ışıklar ise sizi, 500 sene öncesine sanki bir zaman makinesiyle gitmişsiniz de, ahali sizi görmeden olan biteni kayıt altına alıyormuşsunuz, hissine bırakıyor.

İşte bu noktadan sonra artık bir dekora bakmıyorsunuz, bir oyun seyretmiyorsunuz. Bir ara  “Haydi Hezarfen Uç” diye haykırmak geldi içimden. İşte bu hissiyatı yaşatan bir oyunculuk performası ile artık sizler de o yaşananarın şahidi oluyorsunuz.

Dilerseniz dekoru, ışıkları, müzikleri, kurguyu ve oyunu bir kenara bırakalım ve hikayenin bize anlattığı, bu topraklardan çıkan başkaldırıya anlatmaya koyulalım.

“Tecrübe etmeden nereden bilebiliriz haddimizi ? Belki de, ay altı dünyada uçmak haddimizi aşmak değildir” diyor Hezarfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi.

Çünkü “UÇMAK” 500 sene önce ademoğlunun haddini aşması anlamına geliyordu. Hayal etmek ve dahi bir hayalin peşinden gitmek, delilik, hadsizlik, günahkarlık ve asilik etmek oluyordu. Dolayısıyla hayaller essaret altında ve bilim yapmanın önünde dağlar duruyordu. Hiç kimsenin yapmadığını yapmak hatta yapmayı istemek kibirle eşdeğerdi. Yani herkes gibi olunmalıydı, hayal edilmemeliydi, araştırma yapılmamalıydı ve itiraz edilmemeliydi tüm bunlara.

Fakat gökler, göklerde ki özgürlük durmuyordu ve çağırıyordu bir an dahi durmadan. O ulu ve kutlu çağrı;
1000 sene önce İsmail Cevheri’nin, Nişabur Ulu Camiinin kubbesinden uçuşuyla ete kemiğe bürünüyordu. 600 sene önce Takuyiddin’in Rasathanesinden gözlemlenen kuyruklı yıldızla, cevap buluyordu. 500 sene önce Hezarfen Ahmed Çelebi’nin Galata Kulesinden Üsküdar’a uçuşuyla kanatlanıyor. Yine 500 sene önce Lagari Hasan Çelebi’nin fişeklerin ucunda uçuşuyla rengarenk bir hale bürünüyordu.

Heyhat, had bildiriciler dururlar mı hiç ortada bunca “hadsiz” varken? Takuyiddin’in rasathanesi topa tutulmalıydı derhal. Ancak yeter mi yetmez tabi. Ulema çaresiz, ne yapmalı diye düşünmekte. Baksana adam uçmuş, yetmemiş bir de yere konmuş. Kulaklardan içeri fısıldamalı derhal ve Lagari Hasan Çelebi’nin haddi Kırım sürgünü ile bildirilmeli. Burada durur mu sanırsınız o hayalleri katleden şeytan huylular. Padişah dahi, atlayıp ölecek diye, seyretmeyi istemekte Hezarfen’in uçuşunu. Hezarfen, “Atlamayacağım, ben uçacağım” diye haykırıp ve dahi haykırmakla kalmakla kalmayıp dediğini yapsa bile, haddi Cezayir sürgünü ile bildiriliyor.

Bizler bu isyanı, merakı, hayali, ve bilimi hep batıdan izleme fırsatı bulurduk. Bu akşam bu topraklardan çıkan büyük bir başkaldırıyı izledim. Hem de popüler tabirle söylecek olursak yerli ve milii bir isyan. Hayal etmenin, araştırmanın, bilimin yani aydınlanmanın isyanını. Teşekkürler İstanbul Develet Tiyatrosu. Teşekkürler Ömer F. Oyal. Teşekkürler Hakan Çimenser. Teşekkürler tüm oyuncular. Teşekkürler en küçük emeğe dahi sahip kimse. Umudum ve duam odur ki, bu oyun bu topraklarda sonsuza dek oynanmaya devam eder.

Benna Gülmez
28.11.2019 02:16

Bir cevap yazın

KAPAT