SİSTEMSİZ EĞİTİM

‘’Türkiye’de Eğitim’’

Tarihimizdeki ilk ata devleti olarak ‘’Asya Hun Devleti’’ni biliyoruz fakat ‘’Türk’’ adı ilk olarak ‘’Göktürkler’’ ile duyulmuştur. Türk tarihi birçok coğrafyada yer göstermiş ve gelişmiştir. Devamında  ‘’Osmanlı Devleti’’ ise 1299 yılında kurulmuş ve tam olarak 624 yıl hüküm sürmüştür. Son olarak 1923’de Monarşik bir yapıdan cumhuriyet sistemine geçilmiş ve  ‘’Türkiye Cumhuriyeti Devleti’’ ilan edilmiştir. Bu Devlet yönetimi günümüzde de devam etmektedir.

Demokrasi sistemine geçiş yapan Türkiye Cumhuriyeti birçok konuda yeniliklere imza atmış ve kararlar almıştır. Cumhuriyet devrimlerinin genel olarak temel ilkesi de siyasal ideolojiye uygun toplumsal ve kültürel yenilikleri gerçekleştirmektir. Bu radikal kararlar sonucu ‘’Eğitim Sisteminde’’ köklü bir değişim başlar ve 1 Kasım 1928’de Harf kanunu kabul edilir. Amaç çok nettir. Türkiye’de okur-yazarlığın daha çok artması, teşvik edilmesi için ve uzun vadede Batı medeniyetleri kadar bilgili, kültürlü bir toplum oluşturmaktır. Bunun için dönem gazeteleri kısa bir süre içerisinde, büyük bir kitleye ulaşmak için hem yazının benimsenmesi hem de öğretilmesi için seferberlik gösterirler. Türkiye’deki eğitim ve öğretim farklılıkları da çok bariz değişmeye başlamış ve bu dönem içerisinde karma eğitim sistemine tam olarak geçiş yapılmıştır. Artık kız ve erkek çocukları aynı sınıflarda eğitim görerek gelişime açık, beraberinde ise  ‘’Kadın-Erkek’’ eşitsizliğini de ortadan kaldırmak için büyük bir karar alınmıştır. Bu radikal kararlardan sonra günümüze kadar Türkiye’de karma eğitim ve harf kanunu değişmese de birçok kez ‘’Eğitim Sistemi’’ değişiklik göstermiştir. Özellikle son yıllarda 4+4+4 sistemine geçilmesinin ve daha sonra 2013 yılında Temel Eğitimden, Ortaöğretime Geçiş sınavının (Teog) başlayıp, 2017 yılında kaldırılmasıyla net olarak görünen bir şey varsa o da ‘’Eğitim Sistemi’nin’’ gelecek planları yapanlar için çok iç açıcı olmadığıdır.

Peki, bu sistemin sürekli değişmesi öğrencileri, gelişmekte olan bireyleri nasıl etkiler? Yapılan değişimler doğru mudur? Uzun vadede alınan kararlar için sabretmek gerekmez mi? En doğru eğitim sistemi hangisidir? Tam bir sistem abidesi olan Güney Kore modeli mi iyi? Yoksa gelişim çağında olan çocukları çok sıkmadan eğitim veren Finlandiya mı? İşte sürekli olarak bu soru işaretleriyle yaşamaktansa detaylı bir araştırma yaparak bu büyük sorunu çözmek Devletin en önemli meselelerinden biridir.

 ‘’Yeni Eğitim Sisteminde Gelişim ve Değişim’’

 İyi bir devlet yönetimi, halk için çalışmak, halkı refaha ulaştırmaya yönelik düşüncede ve her zaman eşitlikçi bir yaklaşım sergileyerek yönetmekten geçer. Tüm bunların oluşması için ilk olarak en baştan başlamak, titiz ve şeffaf çalışmak gerekmektedir. Bu konuyla ilgili uzun vadede ülke gelişiminin yanı sıra, arkadan gelen genç nüfus için iş imkanları ve hayat standartlarının yükselmesi için birçok çalışma yapılabilir. Sürekli olarak gelişim içerisinde ve her an değişime hazır olmanız gerekmektedir. Öyle ki, dünya ekonomisi içerisinde var olabilmek için bu olmazsa olmazdır.

‘’Yeni Eğitim Sistemi Nasıl Yapılanmalıdır?’’

Bu konu adım, adım ilerlememiz gereken bir konu olduğundan madde halinde sırasıyla başlamak gerekiyor.

  1. Öncelikle gerçek anlamda araştırmaya başlarken dünyadaki tüm devletler ile başlamak ve eğitim sistemini en ince noktasına kadar araştırmak.
  2. Ülkelerin son yıllarda yapmış olduğu yatırımlar, ekonomisi, üretimi ve sanayisini ele almamız.
  3. Tüm geri bildirimlerden sonra Türkiye’de ayrım yapmadan, ötekileştirmeden kanaat önderleriyle takım çalışması yapmamız gerekiyor. Burada yapmak istediğimiz her alanda (Spor, sanat, tarih, edebiyat, matematik, kimya, müzik vs.) kendini kanıtlamış, halka mal olmuş kişilerin hem sonuçlar üzerine hem de kişisel görüşlerinden yararlanmak amaçlanmaktadır.  (Örneğin; İlber Ortaylı, Can Dündar, Fazıl Say, Aziz Sancar vs.)
  4. Yapılan görüşmeler, toplantılar sonrası alınan kararlar öncelikle ilk 3 yıl içerisinde kademeli olarak değişmeli ve sonrasında en az 20 yıl boyunca uzun vadede değişmeden devam etmelidir.

Sıralı olarak yapılmak istenen bu değişim için detaylı bir açıklama ise şu şekildedir;

‘’Zorunlu Okul Öncesi Programı’’

Türkiye’de şu anda ilkokula başlama yaşı 6 olarak görülmektedir. Bu konu başlıca çocuklar ve veliler için çok erken zira çocuklar henüz kalem tutmaya alışkın değilken bir de onlara o yaşlarda sorumluluk yüklemek hiç adil bir davranış değildir. Bu durum onları bir şekilde içe kapanıklığa ve özellikle özgüven eksikliğine yol açabilir. Bu konudaki eksikliği düzeltmek için çalışma ise; 6 yaşında okula başlatılan çocukların 6-8 yaş arası okul öncesi programa tabii tutulmasını sağlamaktadır.

Burada özellikle yapılacaklar, onlara bir kişilik kazanılması hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda iki yıl boyunca bireylerin kişisel olarak nelere ilgi duyduğunu çözmeyi amaçlamaktadır. Bu konu da örnek verecek olursak bir çocuğun müziğe aşırı bir ilgisi olabilir fakat spora hiç olmayabilir biz ağırlıklı olarak ona bireysel anlamda müzik eğitimi vererek kişisel gelişiminde katkı sağlamalıyız. Onlara verilecek eğitimler ise en basit şekilde onları yormadan anlatım içerikli Türkçe, Matematik, İngilizce, seçmeli bir tane daha yabancı dil, müzik, spor derslerinin dışında genel kültür, sanat, tarih ve konuşma ağırlıklı olacaktır. Ailelerle çocukları hakkında iç içe olup, pedagog, psikolog ve sosyologlarla çalışmalar yapmalı ve gelişmelerini yakından takip etmeliyiz. Çocuk için 6-8 yaş arası çok önemlidir çünkü artık kopyaladıklarını dışa vurma zamanına girdiği dönemdir.

Bu dönem de onun hayatına yön verecek izler bırakmak onu daha bilinçli bir birey yapacaktır. Bu alınan eğitimler Okul öncesi program dahilinde tüm ülkede ‘’Zorunlu’’ hale getirilecektir.

‘’İlkokul ve Ortaokul Programı’’      

Bu dönemde 8 yaşından gün almış çocuklar artık bilinçli bir şekilde birinci sınıf eğitimlerine başlayacaktır. Bu dönemi 4 yıl olarak tamamlayan çocuklar, 3 yıl da ortaokul seviyesi okuyup Lise’ye geçiş yapacaklardır.
İlkokul döneminde şu anda eğitim müfredatımız da olmayan birçok yenilikler vardır. Her okul da minimum 2 adet laboratuar,  bir adet spor salonu ve en az iki adet müzik odası bulundurulacaktır. Bu girişimler sonucu çocuklarımızın aslında birer akademik eğitim almaları ve teorik anlatımın yanı sıra pratikte de gelişim sağlamalarını hedeflemekteyiz. 6-8 Yaş zorunlu okul öncesi programımız da topladığımız kişisel verilerin nezdinde çocuklarımızın spesifik eğitimlerine devam etmek ve onların güçlü yanlarını ortaya çıkarmak için çalışmalarımız yine pedagog, psikolog ve sosyologlarla dirsek temasında bulunarak uzman bir yaklaşımla devam edecektir. Dersler olarak yine Türkçe, Matematik, İngilizce, seçmeli bir tane daha yabancı dil, müzik, spor derslerinin dışında genel kültür, sanat, tarih ve konuşma ağırlıklı olacaktır. Yeni olarak ilkine göre biyoloji ve kimya derslerinin de yine onları yormadan, eğlenceli ve laboratuarlarda uygulamalı olarak gösterilirken, bir de anlatım içeriğine başlayıp davranış bilimleri ve kişisel bilgiler öğretilecektir. Bu bilinçle gelişim çağına giren çocuklar toplum olarak bizleri ileriye taşıyacak 3. Basamağa geçecektir. Ortaokul döneminde de aynı şekilde teoride ve pratikte gelişime devam edecek çocuklar için eğitim seviyesinde ilkokula göre biraz daha ileri seviyeye getirilerek artık onların ne istediği ve hangi alanda ilerlemeyi düşündüklerini çözümlemeyi hedeflemekteyiz. Bu 3 yıl boyunca çocuklar ağırlıklı derslerinin yanı sıra yine yatkın olduğu derslerin de eğitimini almaya devam edecekler.
Böylelikle lise dönemine geçiş yapıp günümüz dönemindeki yaşıtlarına göre daha bilgili, topluma daha duyarlı bireyler hallerine gelecektir.

‘’Lise Programı’’                

Lise programlarımı da tam anlamıyla yenilikler içerisinde olacak. Günümüz de bir dönem spor okulları açılmış fakat sonrasında tekrar küçülmeye gidilmişti biz bu sistemi geri getireceğiz hatta Sanat okulları, Spor okulları ve Müzik okulları açma hedefindeyiz. Bu çerçeve de bunların yanı sıra normal liseler, fen liseleri eğitim vermeye devam edecekler.

Bu okullara girişler ise; İlkokul ve ortaokul bitiren öğrencileri öncelikle alınan verilerine göre ve daha sonra kendi istedikleri alanlarda (birden fazla alan olabilecek şekilde) sınavlara girerek yapacaklardır. Örneğin; Spor okulu isteyen bir öğrenci öncelikle Genel kültür, çok ağır olmayacak şekilde Matematik, Türkçe ve kişisel gelişim sorularını cevaplayarak aldığı puanla okula girecek. Sınav sistemi şu anki gibi olmayacak bu konuda kesin bir çizgimiz var. En fazla problem yaşadığımız dönem ortaokuldan, lise’ye geçiş döneminde oluyor burada amacımız bu problemi sıfırlamak.  Lise’ye başlayan öğrencileri yine İngilizce, istenilen ikinci bir yabancı dil, Matematik, Fen, Sosyoloji ve Psikoloji girişi, Türkçe, Spor, Müzik, Kimya, Biyoloji derslerini alacaklar. Yine burada isteğe bağlı seçmeli ve zorunlu dersler olacaktır. Her okul da yine minimum 2 adet laboratuar,  bir adet spor salonu ve en az iki adet müzik odası bulundurulacaktır.

3 yılın sonunda mezun olan öğrenciler artık üniversite’ye giriş sınavına katılmaya hak kazanmış olacaktır.

‘’Üniversite Programı’’              

Günümüzde Yüksek Öğretime Giriş (Ygs) sınavıyla Üniversitelere giriş yapılıyor.  Mevcut sınav sistemi sonucu kaderimiz belirleniyor. Şu anki sistem de lise’de sözel okuyan bir öğrenci matematik görmüyor fakat Yüksek Öğretime Giriş (Ygs) sınavında Matematikten de sorumlu işte biz bunu ortadan kaldırarak tüm adaylara eşitlik sağlamak ve severek üniversite gitmeleri yönünde adımlar atmak istiyoruz. Öğrenciler artık üniversite sıralarında sadece okumak için değil, sosyallik, kendini geliştirme anlamında da birçok şey katmalılardır ki artık bu hem ülke geleceği, hem de kişisel gelişim için önemli bir noktadır.

Biz Ygs gibi zor olan bir sınavı kaldırıp yerine yine alan sınavlarını ve genel kültür içeren, kendi alanlarında sınavlar yapmayı hedefliyoruz. Fakat burada değişiklik bununla sınırlı değil. Yazılı sınavlar sonucu, minimum 1 maksimum 2 mülakat yapılacak. İlk etapta zor gibi gözükse de burada hedeflenen, kişinin ilk olarak bir projede yer alması.

Örneğin, Spor akademisi isteyen veya Konservatuar okumak isteyen bir öğrenci nasıl yetenek sınavına giriyorsa tüm bölümler için bu geçerli olacak. Her biri kendi dalında anlık proje ya da belirlenen süre zarfında proje teslim edecek. Bazı bölümler için mülakat sonrası ise yüz yüze bir mülakat daha yapılacak. Bu konuda da örnek verecek olursak iletişim okumak isteyen bir öğrenci kendini ne denli ifade ediyor. Konuşma dili, durumlar karşısında yaklaşımlarına bakılacak. Bu sonuçlara göre eğitimleri için üniversitelere giriş yapacaklar. Üniversite eğitimi almaya hak kazanan tüm öğrenciler için okulların staj imkanı sağlaması, gelecek planları için sosyologlar ve psikologlar çalıştırılacak. Her üniversite neredeyse bir ‘’akademi’’ eğitimi vermeye başlayacaktır.

Öğrencilerin sadece eğitim değil, sosyal anlamda da desteklenmeleri hedeflenmeli. Sadece başarı puanı odaklı çalışmalara bağlamamayız. Bir öğrenci okul hayatında hangi derneğe üye olmuş, hangi sosyal sorumluluk projesinde yer almış ve neler için adımlar atmış bunları da önemseyerek bir anlayışla çok daha bilinçli, duyarlı bir nesil yetiştirebiliriz.  Son olarak Yüksek Lisans ve Doktora konusu ise aynı kalıp, şimdi ki mevcut sistem sınavını ise yine genel kültür ve yetenek sınavlarıyla birleştirmek sonrasın da şu anki gibi mülakatlar yapılamaya devam edilmelidir.

‘’Yeni Sistem, Yeni Zorluklar, Yeni Başarılar’’

Gelişim ve değişim istediğiniz de bir takım zorluklarla karşılaşmak pek tabii. Fakat bunun için önlemler aldığınız da tepkileri de minimize etmiş olacaksınız. Bu tepkileri ilk olarak çalışmaya başladığımız kanaat önderleriyle aşacağız. Devamında hem yüz yüze hem de internet ortamında yaptığımız anketlere göre bir strateji geliştirip, halkın nabzını ölçeceğiz. Son olarak Televizyonlar, sosyal ağlar ve birçok kitle iletişim aracıyla insanlara buradan da ulaşıp, bilinçlendirip bilgilendireceğiz. İyi bir planlamayla yapılacak yeniliklerden bahsedilecek. Radikal kararlar aldıysanız, bunun için seferber olmalı ve inandığını yolda ilerlemelisiniz. Bu zorluklar konusunun dışında başarıyı da uzun vadede tanık olacağız. Eğitimli olan genç nüfus, ülkemizin geleceğini şekillendirirken, sanayileşme anlamında da bizleri ileri atacaklardır. İstihdam kavramı yeni bir boyut kazanacak. Her şey eğitim ile başlıyor. Verilen eğitim, sosyo ekonomik statümüzü arttırmasının yanı sıra kültürel ve toplumsal anlamda da refaha ereceğiz.

 ‘’Plan, Proje’’

Söz konusu olan bu planlamada en önemli etken sistemli ve geleceğe yönelik bir işleyiş içerisinde olunması gerekmektedir. Gerekli argümanların toplanması ve yapılan ar-ge’nin sonuçlarından sonra Meclis’e sunulan raporlar doğrultusunda bir adım izlenerek üç (3) yıl içerisinde kademeli olarak başlatılması gerekmektedir. Bu durum için süreklilik şarttır. Proje öncesi, proje anı ve projenin sonunda ilk mezunlardan itibaren veritabanı üzerinden bilgilendirmeler devam etmelidir.

‘’Bütçe’’

An itibariyle 2017 yılına ait Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi 85 milyar 79 milyon tl’dir. Plan ve proje için gerekli sermaye olarak ödeneklerde herhangi bir problem olmayacaktır fakat bu geleceğimizi yakından ilgilendiren bir durum olduğundan birkaç strateji üzerinde daha çalışmalar yapılmaktadır.

Bu stratejiler şu şekildedir;

  1. Ülke’nin önde gelen kuruluşlarıyla bir çalışma yapıp ve bu kuruluşların vergi affından yararlandırıp, bütçe desteği istenecektir. Bu destekler söz konusu planlarımız için hem ekonomik açıdan hem de zamanlama açısından önemli derecede katkı sağlayacaktır.
  2. Büyük bir PR çalışması başlatarak kadın, erkek, genç, yaşlı demeden bir motto oluşturularak başta sosyal medya olmak üzere tüm iletişim mecralarında bir kamu spotu oluşturulacak. Bu çalışmalar da asıl hedef hem bilinç yaratmak hem de ekonomik anlamda geri dönüş sağlamak olacak.
  3. Kişi başına düşen milli gelir hesaplanarak, tüm çalışanlardan ve emeklilerden almış oldukları maaşlardan ve en fazla 12 ay olacak şekilde %1 kesinti yaparak bir ‘’Eğitim Fonu’’ oluşturulacaktır.

Tüm bu yapılan stratejilerin tek amacı ülke gençlerine iyi eğitim vermenin yanı sıra iyi birer birey olmaları için kaçınılmazdır. Bütçe anlamında hiçbir şekilde problemle karşılaşmamak ve programın sekteye uğramaması adına birçok proje düşünülmeye devam edecektir.

Son olarak, başarı için iyi bir eğitim, iyi bir eğitim içinse başarı isteyen bir nesil yaratmak bizlerin elindedir.

SERHAN DİNÇEL

Bir cevap yazın

KAPAT